Sınıfta parmak kaldıramayan, kantinden bir şey almaya çekinen, doğum günü davetlerini sürekli geri çeviren ya da telefon çaldığında odasına kaçan bir genç, sosyal kaygıyla mücadele ediyor olabilir. Bu sayfada, sosyal kaygı hakkında ebeveynlerin en çok merak ettiği soruları bir çocuk ergen psikiyatristinin bakışıyla yanıtlıyoruz.
Pek çok çocuk doğası gereği utangaçtır; yeni insanlarla tanışırken çekingen davranır ama bir süre sonra rahatlar. Sosyal kaygıda ise korku tanıdık ortamlarda da sürer ve giderek genişler. Bir ergen düşünün: Sınıfta öğretmen ona soru soracak diye derse girmekten korkuyor, teneffüste koridorda yürürken herkesin ona baktığını düşünüyor, kantinde sıraya girmek yerine aç kalmayı tercih ediyor. Bu durum gencin isteklerini değil, korkularını yansıtır. Kendisi de çoğu zaman arkadaş edinmek, etkinliklere katılmak ister; ama yoğun kaygı buna izin vermez.
İlk görüşmede psikiyatrist hem ebeveynlerle hem de gençle görüşür. Gençle ailesinden ayrı konuşmak özellikle önemlidir; çünkü sosyal kaygılı bir genç, ebeveynlerinin yanında kendini daha da kısıtlı hissedebilir. Psikiyatrist, gencin hangi durumlardan korktuğunu, bu korkunun ne zamandır sürdüğünü ve hayatını ne kadar etkilediğini anlamaya çalışır. Sosyal kaygıya sık eşlik eden depresyon ve diğer kaygı bozuklukları, ayrıca otizm spektrumu özellikleri de değerlendirilir. Yaşa uygun ölçekler, kaygının şiddetini belirlemeye yardım eder.
Sosyal kaygının tedavisinde en etkili yöntem bilişsel davranışçı terapi dir. Terapide genellikle şu adımlar izlenir:
| Aşama | Ne yapılır? |
|---|---|
| Tanıma | Kaygının bedende, düşüncede ve davranışta nasıl göründüğü anlatılır |
| Düşünce çalışması | “Herkes bana gülecek” gibi düşünceler kanıtlarıyla birlikte incelenir |
| Güvenlik davranışları | Göz temasından kaçınma, ezberleme gibi alışkanlıklar fark edilir |
| Basamaklı yüzleşme | Korkulan durumlar kolaydan zora sıralanır ve adım adım denenir |
| Davranış deneyleri | Gencin tahminleri gerçek yaşamda küçük deneylerle sınanır |
| Pekiştirme | Kazanımları korumak için bir plan yapılır |
Örneğin bir gencin ilk basamağı kantinde bir su almak, ikinci basamağı sınıfta önceden hazırladığı tek bir soruyu sormak, ilerleyen basamakları ise bir arkadaşını sinemaya davet etmek olabilir. Genç her adımda, korktuğu kadar kötü bir şey olmadığını ve kaygının zamanla azaldığını kendi deneyimiyle öğrenir.
Yardımcı olan:
Farkında olmadan kaygıyı besleyen:
Öğretmenlerin gencin sosyal kaygısından haberdar olması, yanlış yorumlanmasını önler. Sessiz kalan, soru sormayan bir öğrenci ilgisiz ya da hazırlıksız sanılabilir. Öğretmenle iş birliği yapılarak sözlü katılımın önceden haber verilmesi, sunumların önce küçük gruplarda yapılması ve gencin sınıfta alay konusu olmasına karşı net bir tutum alınması sağlanabilir. Ancak sözlü etkinliklerden tamamen muaf tutmak uzun vadede kaygıyı artırabilir; hedef kademeli katılımdır.
Küçük yaşlarda sosyal kaygı, seçici konuşmazlık biçiminde görülebilir. Bu çocuklar evde rahatça konuşur, ama okulda ya da yabancıların yanında konuşamaz. Bu, çocuğun inatçılığı değil, yoğun kaygının bir sonucudur. Tedavide çocuğa baskı yapılmaz; konuşma alanı, güvendiği kişilerle başlayan küçük adımlarla genişletilir. Öğretmenle iş birliği bu süreçte çok önemlidir.
Hafif ve orta düzeyde sosyal kaygıda terapi genellikle yeterlidir. Ağır sosyal kaygıda, gencin terapiye katılmasını bile engelleyecek düzeyde bir korku olduğunda ya da eşlik eden depresyon varsa, psikiyatrist terapiye ek olarak ilaç tedavisini önerebilir. Ayrıntılar için ilaç tedavisi sayfamıza bakabilirsiniz.
Tedavi edilmeyen sosyal kaygı, gencin eğitim ve meslek seçimlerini kısıtlayabilir; örneğin sunum gerektiren bölümlerden ya da iş yaşamında insanlarla etkileşim gerektiren alanlardan uzak durmasına yol açabilir. Yalnızlık ve dışlanma duygusu, ergenlikte depresyon riskini artırır. Bazı gençler sosyal ortamlarda rahatlamak için alkol ya da maddeye başvurabilir. Bu nedenle sosyal kaygının erken dönemde tanınması ve tedavi edilmesi, gencin gelecekteki seçeneklerini korur.
Kimi zaman evet. Bazı gençlerin korkusu yalnızca performans gerektiren durumlarla sınırlıdır: sınıf önünde sunum yapmak, sözlü sınava girmek, bir müzik dinletisinde sahneye çıkmak ya da spor müsabakasında izleyiciler önünde oynamak. Bu gençler gündelik sosyal ilişkilerde oldukça rahat olabilir. Performans kaygısında da temel korku başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmektir ve tedavi ilkeleri benzerdir: Kaygılı düşünceleri sorgulamak, bedensel tepkileri yönetmeyi öğrenmek ve performans durumlarına kademeli olarak hazırlanmak. Sunumların önce aynanın karşısında, sonra aile önünde, ardından küçük bir arkadaş grubunda prova edilmesi, sınıf önündeki sunuma giden yolu kolaylaştırır.
Evet, iki yönlü bir ilişki vardır. Alay edilmek ya da dışlanmak çocuğun sosyal ortamlardan korkmasına yol açabilir; sosyal kaygılı, sessiz ve gruplardan uzak duran bir çocuk da zorbalığa daha açık hâle gelebilir. Bu nedenle psikiyatrist, değerlendirme sırasında gencin okulda ve internette zorbalığa uğrayıp uğramadığını mutlaka sorar. Zorbalık varsa önce okulla iş birliği içinde gencin güvenliği sağlanır.
Elbette. Ortak ilgi alanlarına dayalı küçük gruplar, örneğin bir resim atölyesi, bir kodlama kulübü ya da bir gönüllülük etkinliği, sosyal kaygılı gençlerin daha az baskı hissederek ilişki kurmasını kolaylaştırır. Bu tür etkinliklerde konuşmanın odağı gencin kendisi değil, ortak etkinlik olduğu için kaygı daha yönetilebilir olur.
Gençle ve aileyle ayrı ayrı görüşülür
Korkulan durumlar ve kaçınmalar sıralanır
Basamaklı yüzleşme ve düşünce çalışması
Okul ve sosyal yaşamda adımlar artırılır
Ailesel yatkınlık vardır; ancak yaşantılar ve öğrenme de önemli rol oynar.
Başlangıçta gencin terapiye katılımını kolaylaştırabilir; ancak gerçek yaşamda yüzleşme adımları her durumda gereklidir.
Sürekli kıyaslama ve olumsuz yorumlar kaygıyı besleyebilir; dengeli kullanım konusunda gençle konuşmak yararlıdır.
İlk görüşmeye ebeveynler tek başına gidebilir; psikiyatrist gençle nasıl konuşulacağı konusunda yol gösterir.
Pek çok gençte 12 ile 16 seans arasında belirgin düzelme görülür.
Kaygı tedavi edildikçe pek çok genç, ilgi duyduğu alanlarda sorumluluk almaktan ve öne çıkmaktan keyif almaya başlar. Kaygı bir kişilik sınırı değildir.
Her insanın mizacının farklı olduğunu, kaygının ise öğrenilen becerilerle azaltılabildiğini anlatmak, gencin kendini suçlamasını azaltır.
Evet. Okul, değerlendirilme korkusunun en yoğun yaşandığı ortamdır. Tatil dönemleri, okul açılmadan önce küçük sosyal adımlarla hazırlık yapmak için iyi bir fırsattır.
Randevu öncesi kontrol listesi ve iletişim bilgileri iletişim sayfamızda.