Her çocuk zaman zaman korkar; karanlıktan, sınavdan, yeni bir okuldan. Ama bazı çocuklarda endişe günün büyük bölümünü kaplar, uykuyu böler, okula gitmeyi zorlaştırır. Bu sayfada, çocuğunuzun kaygısının ne zaman bir uzmanla konuşmayı gerektirdiğini ve çocuk ergen psikiyatristinin bu süreçte nasıl yol gösterdiğini sorular üzerinden anlatıyoruz.
Korkular çocukluğun doğal bir parçasıdır ve her yaşın kendine özgü korkuları vardır. Bebekler yabancı yüzlerden ürker; iki ile dört yaş arasındaki çocuklar karanlıktan, hayvanlardan ve yüksek seslerden korkar; okul öncesi dönemde canavarlar ve hırsızlar hayal dünyasını meşgul eder. Okul çağında korkular daha gerçekçi konulara kayar: sınavlar, hastalıklar, ailenin başına bir şey gelmesi. Ergenlikte ise başkalarının ne düşündüğü ön plana çıkar.
Bu korkular çocuğun yaşına uygunsa, kısa sürüyorsa ve günlük yaşamını belirgin biçimde kısıtlamıyorsa olağandır. Kaygı bozukluğu ise şu durumlarda düşünülür:
Kaygı her zaman “Korkuyorum” cümlesiyle gelmez. Bazı çocuklar endişelerini sorularla dile getirir: “Okuldan beni kim alacak?”, “Uçak düşer mi?”, “Bu yemek bozuk mu?” Aynı soruyu gün içinde defalarca sormak, verilen yanıta rağmen rahatlamamak kaygının sık görülen işaretlerindendir. Bazı çocuklarda kaygı öfke patlaması gibi görünür; özellikle korktuğu bir duruma zorlandığında çocuk ağlar, bağırır, karşı koyar. Ebeveynler bunu inatçılık olarak algılayabilir.
Okul çağındaki bazı çocuklarda kaygı, mükemmeliyetçilik biçiminde ortaya çıkar: Ödevini defalarca silip baştan yazmak, küçük bir hata yüzünden saatlerce üzülmek, sınavdan önce günlerce uyuyamamak. Sabah saatlerinde başlayan karın ağrısı, bulantı ve baş ağrısı da kaygının bedensel dili olabilir. Ergenlerde ise kaygı çoğu zaman içe kapanma, telefona gömülme ya da arkadaş ortamından uzaklaşma ile kendini gösterir.
Çocuk ergen psikiyatristi önce kaygının bir “haritasını” çıkarmaya çalışır: Hangi durumlar kaygıyı tetikliyor? Kaygı geldiğinde çocuk ne hissediyor, ne düşünüyor, ne yapıyor? Aile bu anlarda nasıl tepki veriyor? Kaygı ne zamandan beri var ve neyi engelliyor? Ebeveynlerle ve çocukla ayrı ayrı görüşülür; ergenlerin kendi deneyimlerini ailelerinin yanında anlatmakta zorlanabileceği göz önünde bulundurulur.
Psikiyatrist, kaygıya benzer belirtilere yol açabilecek bedensel durumları da ayırt eder. Tiroit bezinin aşırı çalışması, bazı astım ve soğuk algınlığı ilaçları, enerji içecekleri ve uyku eksikliği çarpıntı, huzursuzluk ve gerginlik yapabilir. Dikkat eksikliği, depresyon, takıntılar ve otizm spektrumu gibi kaygıya sık eşlik eden durumlar da değerlendirilir; çünkü tedavi planı bunlara göre şekillenir.
| Kaygının düzeyi | Önerilen yaklaşım |
|---|---|
| Hafif, günlük yaşamı az etkileyen | Ebeveyn bilgilendirmesi, evde uygulanacak öneriler, izlem |
| Orta, okul ya da sosyal yaşamı kısıtlayan | Bilişsel davranışçı terapi ve ebeveyn çalışması |
| Ağır ya da terapiye yanıtı yetersiz | Terapiyle birlikte ilaç tedavisi |
| Küçük yaş, terapiye katılımı sınırlı | Ebeveyn odaklı programlar |
Bilişsel davranışçı terapi, çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluklarının tedavisinde en çok araştırılmış yöntemdir. Terapide çocuk, kaygısını tanımayı, bedenini sakinleştirmeyi, kaygılı düşünceleri sorgulamayı ve korktuğu durumlara adım adım yaklaşmayı öğrenir. Ebeveynler sürece düzenli olarak katılır.
Çocuğunun kaygısını gören bir ebeveynin ilk isteği onu korumaktır. Ancak bazı koruyucu davranışlar, farkında olmadan kaygıyı besler. Aşağıdaki iki liste bu farkı görmeye yardım eder.
Kaygıyı besleyebilecek tepkiler:
Çocuğu güçlendiren tepkiler:
Bu becerilerin evde tutarlı biçimde uygulanması için ebeveyn danışmanlığı görüşmeleri planlanabilir.
Evet, olabilir. Seçici konuşmazlık adı verilen bu durumda çocuk, evde ve yakın aile içinde rahatça konuşurken okulda, öğretmeninin yanında ya da yabancılarla birlikteyken hiç konuşamaz. Bu bir inat ya da utangaçlık değildir; çocuk konuşmak ister ama yoğun kaygı onu donakalmış gibi bırakır. Genellikle kreş ya da anaokulu döneminde fark edilir. Tedavide çocuk zorlanmaz; önce baş parmak işareti, fısıldama, güvendiği bir arkadaşla konuşma gibi küçük adımlarla başlanır ve konuşma alanı öğretmenle iş birliği içinde yavaş yavaş genişletilir.
Gün içinde bastırılan endişeler, ışıklar kapandığında ve ortam sessizleştiğinde ortaya çıkar. Kaygılı çocuklar yatağa girdikten sonra uzun süre uyuyamayabilir, gece uyanıp anne babasının yanına gitmek isteyebilir. Yatmadan önce kısa bir “endişe zamanı” ayırmak, yani gün içindeki kaygıları birkaç dakika konuşup bir kâğıda yazmak ve ardından sakinleştirici bir rutine geçmek yardımcı olur. Çocuğun her gece ebeveyninin yatağında uyuması ise kısa vadede rahatlatsa da uzun vadede kendi başına uyuyabileceğine olan güvenini azaltır; bu alışkanlık planlı biçimde değiştirilir.
Kaygılı bazı çocuklar okula gitmeyi reddetmeye başlar. Sabahları ağlama, karın ağrısı ve kapıdan çıkamama günlerce sürebilir. Bu durumda en önemli ilke, okuldan uzak kalınan sürenin mümkün olduğunca kısa tutulmasıdır; çünkü evde geçen her gün okula dönüşü zorlaştırır. Psikiyatrist, aile ve okul birlikte bir dönüş planı hazırlar: Bazen kısa günlerle başlanır, bazen çocuğun güvendiği bir öğretmen sabah karşılamayı üstlenir. Bedensel yakınmalar önce çocuk doktoruyla değerlendirilir, ardından okul dönüşü kararlı biçimde desteklenir.
Kaygı bozukluğu olan çocukların çoğu ilaç kullanmadan iyileşir. Ancak kaygı ağırsa, çocuk terapiye katılamayacak kadar sıkıntılıysa ya da terapiye rağmen yeterli düzelme olmadıysa ilaç gündeme gelir. Bu durumda psikiyatrist, ilacın neden önerildiğini, ne zaman etki göstereceğini ve hangi yan etkilerin izleneceğini aileyle ayrıntılı olarak konuşur. Belirtiler düzeldikten sonra ilaç genellikle bir süre daha sürdürülür ve ardından kademeli olarak azaltılır. Ayrıntılar için ilaç tedavisi sayfamıza bakabilirsiniz.
Ebeveynle ve çocukla ayrı ayrı görüşülür, kaygının haritası çıkarılır
Yaşa uygun ölçekler ve öğretmen bilgisiyle şiddet belirlenir
Terapi, ebeveyn çalışması ve gerekirse ilaç birlikte kararlaştırılır
Kontrollerde ilerleme ölçülür, plan güncellenir
Hayır. Bazı çocuklar doğal olarak sakin ve çekingendir ve bundan rahatsızlık duymaz. Kaygı bozukluğunda ise çocuk istediği şeyleri yapamaz hâle gelir.
Evet. Yaşına uygun, basit bir anlatım, çocuğun yaşadığı şeyin bir adı olduğunu ve üstesinden gelinebileceğini öğrenmesini sağlar.
Kaygıda ailesel yatkınlık vardır; ancak kardeşlerin de mutlaka kaygı bozukluğu geliştireceği anlamına gelmez.
Özellikle gece geç saatlere uzanan ekran kullanımı uykuyu bozarak kaygıyı artırabilir. Korkutucu içerikler de küçük çocuklarda yeni korkulara yol açabilir.
Tedavi edilmeyen kaygı bozuklukları, ilerleyen yıllarda depresyon riskini artırabilir. Erken tedavi bu riski azaltır.
Sınır koymak gerekir; ancak sınır, çocuğun duygusunu küçümsemeden ve önceden konuşulmuş küçük adımlar üzerinden konmalıdır. Plan psikiyatristle birlikte yapılabilir.
Randevu öncesi kontrol listesi ve iletişim bilgileri iletişim sayfamızda.